yellow submarine
raisons d'être
ce n'étais pas moi!
excusez-moi?
ne?
zildjian
moi
national geographic
hamlet
sahiden
aslında
aşırı
gerek kalmazdı
inanılmaz
dedim
oeuf
oui
kadın
çatal
new york times
aramaktan
vazgeçmeyeceğiz
el pais
porte
zamanın kısa tarihi
playboy
arkadaşım
googolplex
tuhaf
shakespeare külliyatı
hoşlanmak
bayıldım
biliyorum
başıma gelen şeyler
sahip olmam
iyimserim
hiçbir şey
her şey
haliyle
en özel
söyleyebilirim
yazılmış
siyah
black
her yerde
babaannenden
kuşyeminden gömleğin
çok
tespit
neden
mona lisa
yapmasaydın
demek ki
larousse cep sözlüğü
sevdim
severim
ağlaması gereken benim
gene
bana
nasıl
çalışır?
plaka
marjı
değil!
oskar
kimse
izlemezken
aşırı
sağlam
bir
performans
sunmanın
ne
gereği var
hangi
mahkeme
tarihin en müthiş
oyunundan
daha
önemlidir
tam
adımın
oskar olduğunu
söylemiş miydim
ben
vay
tek
olsaydı
batık
katedral
bozuldum mu?
yoksa
sadece
paniğe mi
kapılıyorum
mutluyum
aslında mutluymuşum
nasıl da
rahatladım
très fatigué
doğrusu
bilmiyorum
gitmeliyim
masako'yu
bulmalıyım
neyle
senin
nasıl
tamales
gerekirmiş
ağırlaşmamışsa
yardıma
pain au chocolat
sen
iyi
bulunmadığını
gidiyor mu?
italya
müthiş
kiracı
sahiden
var
feribottayken
parlez-vous Français?
un peu
siklon
café
an affair to remember
sleepless in seattle
kimler
ve
amacı
gidermek
anlayınca
için
burada
benim
neden
bonjour
onu
ben
olmalısınız
bağırıyor
bütün
lütfen
bile
orada mısın?
kimse yok mu?
hoşlanırlar
olaydım
gömmüş
gerekmesine
hiç
i am the Walrus
24 Kasım 2010
12 Kasım 2010
Sol Arka Cebim
İlk yağmur damlalarının düşüşünü beklersin belki de.
Belki de arka bahçene konduracağın,
Kardan adam için ilk kar tanelerini beklersin.
Zaten sevda beklemeyi gerektirir.
Sevda beklerse; kentler bekler,
Limanlar bekler, istasyondaki son tren bile bekler.
Gergin bir halatın ucundayız ikimiz.
Ben Pasifik'teyim, sense Akdeniz.
Ne sen, ne ben.
Ne boğazdan geçen bir gemi,
Ne Sahra'da alaca bir yılan,
Ne nadasa bırakılan toprak.
Ve içeri, ve dışarı.
Ve yağmur bulutları dinecek,
Ve yıldızlar sözümüzü dinleyecek,
Ve rüzgar bizi sürükleyecek...
Belki de arka bahçene konduracağın,
Kardan adam için ilk kar tanelerini beklersin.
Zaten sevda beklemeyi gerektirir.
Sevda beklerse; kentler bekler,
Limanlar bekler, istasyondaki son tren bile bekler.
Gergin bir halatın ucundayız ikimiz.
Ben Pasifik'teyim, sense Akdeniz.
Ne sen, ne ben.
Ne boğazdan geçen bir gemi,
Ne Sahra'da alaca bir yılan,
Ne nadasa bırakılan toprak.
Ve içeri, ve dışarı.
Ve yağmur bulutları dinecek,
Ve yıldızlar sözümüzü dinleyecek,
Ve rüzgar bizi sürükleyecek...
2 Kasım 2010
1 Kasım 2010
Dinçer Jazz'da Çok Sıkıldı
28.10.2038
Merhaba Altay.
Son günlerde aklıma çok geldiğin için sana bir mektup borçluymuşum gibi hissediyorum ve satırlarıma koyuluyorum. Senin benden haber alamadığın son 28 seneden bu yana bayağı kötüyüm. Umarsız bir hastalıkla boğuşuyorum, ne diye sorma...
Evlenmişsin aldım haberleri, iki de evladın varmış. İyi yetişmeleri için Discovery Channel yaz kampına yollamışsın, iyi de yapmışsın. Eşinin tek bacaklı olduğunu öğrendim. Ne kadar merhametli olduğunu unutmuşum neredeyse. Allah ayırmasın kardeşim. İnşallah görüşeceğimiz günleri tekrar görürüz.
Seni çok seven kardeşin Dinçer...
NOT: Kel kaldığını duydum. Ben ektirdim. Salak! Haha.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
